VUCA Dünyası ve Konfor Alanı Psikolojisinin Etkileri

VUCA Dünyası ve Konfor Alanı Psikolojisinin Etkileri

20/08/2018 | Azor Brand & People Solutions
Tahmini Okunma Süresi: | Kelime

"Geçen ay USD/TL paritesi büyük bir dalgalanma yaşadı. O ana kadar, hayat her zamanki gibi akıp gidiyordu. Her firma hedefleri doğrultusunda atmayı planladığı adımları hayata geçirmeye çalışıyordu. Ancak, piyasalardaki bu beklenmedik durum herkesi öyle bir etkiledi ki, bize nasıl bir dünyada iş yapmaya çalıştığımızı tekrar hatırlattı.

NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ?

 

Yukarıdaki görsele bakın. Normal şartlar altında yaklaşık 600 gr gelen bu basketbol topunu 10 metre yükseklikten düz bir zemine doksan derece açıyla bırakırsanız top hangi yöne doğru seker? 

Şimdi probleme birkaç etken daha ekleyelim. Bu görselde gördüğünüz gibi, ağaçlarımız, düz olmayan bir zemin ve rüzgarımız var. Ayrıca, rüzgarımız ağaçların da etkisiyle çukur bölgede yön değiştirebiliyor. Böyle bir ortamda, aynı topu, 10 metre yükseklikten doksan derece açıyla yere bırakırsak hangi yöne doğru seker?"

 

VUCA Dünyası

İkinci görsel, içinde yaşadığımız VUCA Dünyası’na karşılık geliyor diyebiliriz.VUCA; dört harften oluşan bir kelime gibi gözükse de, aslında içerisinde büyük detaylar bulunduran bir kısaltma. Bu yaklaşım, içinde yaşadığımız ve iş yaptığımız dünyayı tasvir ediyor. Kısaca; günümüz dünyasının çok hızlı değiştiğini, belirsizliklerle dolu olduğunu, anlaşılmasının ve öngörülebilmesinin zor olduğunu vurguluyor. Buna ek olarak; dünyanın bu sofistike yanı her geçen gün artmaya da devam ediyor. Öyle ki;  bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde sadece büyük yapılar değil, mikro bazda bireyler bile büyük etkiler yaratabiliyor.  VUCA paradigması, böyle bir ortamda birçok şeyin kontrol edilemeyeceğini ortaya koyuyor ve adaptasyon yetkinliğinin ön planda tutulmasının gerekli olduğunun altını çiziyor. 

Gelin bu kavramı daha iyi anlayabilmek için aslında birbiriyle etkileşimde olan bu dört kelimeyi ayrı ayrı irdeleyelim ve insanın harekete geçme süreçlerinde ne gibi engeller oluşturabileceğinin üzerinde duralım.

VOLATILITY (volatilite): Bu kavram büyük bir hızla ve beklenmedik şekilde hayatımızı etkileyebilen unsurları ortaya koyuyor. Buna karşılık, daha önceki makalelerimizde de belirttiğimiz gibi, insan beyni büyük veya sık değişikliklerden hoşlanmıyor. Hatırlatmak gerekirse, limbik beynimiz arka planda risk analizleri yapıyor ve bizleri olabildiğince riskten uzak tutmaya çalışıyor. Böyle değişken bir ortamda da, doğal olarak kendini stresten uzak tutabilmek için, insanı konfor alanına hapsedebiliyor. Ancak, günümüz dünyasındaki yüksek volatilite buna izin vermiyor, tabiri caizse konfor alanlarımız durmadan meydan okuyor. 

UNCERTAINTY (belirsizlik): Bu kavram öngörünün zorluğuna karşılık gelir. İnsan, ileriyi görememekten hoşnut olmaz. Şöyle düşünün; yıllardır araba kullanıyorsunuz ve evinize giden yolu avcunuzun içi gibi biliyorsunuz. Ancak o da ne! Yoğun bir sis. Sizce, böyle bir durumda nasıl tepki veriyorsunuz? Avcunuzun içi gibi bildiğiniz o yolda, her zaman kullandığınız aracı her zamanki gibi rahat kullanabiliyor musunuz? Elbette ki hayır. Bu durum ister istemez stres düzeyinizi artırıyor ve daha yavaş, dikkatli ve temkinli ilerliyorsunuz. Günümüz dünyasındaki yüksek belirsizlik, önümüzü net şekilde göremememize sebep oluyor ve konfor alanlarımızı rahatsız ediyor.

COMPLEXITY (karmaşıklık): Bu kavramiçinde yaşadığımız dünyada etken rolü olan birçok değişken ve aktör olduğunu ortaya koyar.  Böyle bir konjonktürde, neden sonuç ilişkilerinin çözümlenmesi ve anlaşılmasının zor olduğunu anlatır. Bu da insan beyninin tercih ettiği bir durum değil. Şöyle düşünün; kendinize internet üzerinden bir şey satın almanız gerekiyor. Çeşitli sitelere girip genel bir değerlendirme yapmak istiyorsunuz. Hızlıca birkaç siteyi eliyor ve sonunda ihtiyaç duyduğunuz ürünü satın alıyorsunuz. Böyle durumlarda, insanların ağırlıklı olarak UI/UX bazında daha sade ve hızlı işlem yapabilecekleri siteleri tercih ettiklerini biliyor muydunuz? Zira, insan karmaşıklıklardan uzak durmak istiyor.  Ancak, VUCA’nın karmaşık olduğu gerçeği insanın konfor alanını rahatsız ediyor ve tüm karar alma süreçlerini sabote ediyor. Böyle bir ortamda, insan alacağı kararların sonuçlarını da tam olarak kestiremediğinden uzun toplantılar ve karar süreçleri hayatımızın bir parçası oluyor.

AMBIGUITY (muğlaklık): Bu kavramböyle bir ortamda karar vermeye ve/veya harekete geçmeye çalışırken faydalandığımız kaynakların net veya yeterli olmayabileceği ihtimalini vurgular. Hızla değişen, geleceği öngörmenin zor olduğu ve bizi etkileyebilecek değişkenlerin çok olduğu bir ortamda insan normal olarak bir can simidi arıyor. Bu noktada da, ağırlıklı olarak verilere güveniyor. Fakat, bu verilerin net bir şey ortaya koymaması ve yoruma açık olması insanın daha büyük bir buhranın içine çekiyor. Karar vericiler kendini güvende hissetmeden çeşitli adımlar atmak durumunda kalabiliyor. 

VUCA Dünyası Ve Konfor Alanı

Şunu kabul etmek gerekiyor: İnsan genelde her şeyi bir şekilde kontrol edebileceği yanılgısına düşmeyi seviyor. Bu bir illüzyon olsa bile insanı rahat hissettiriyor ve zihninde yapay bir konfor alanı hissi oluşturuyor. Bu noktada, VUCA dünyası gerçeklerinin, insanın kendine konfor alanları yaratma dürtüsüyle zıt düştüğünü görüyoruz. 

 

 

Yeni dünyayı tanımlayan VUCA bizden sürekli olarak değişime açık olmamızı ve gelişmeler ışığında etkin aksiyonlar alarak, kendimizi uyarlayabilmemizi istiyor. 

Diğer yandan, “konfor alanı” tüm bu değişkenlere karşı durağanlığa karşılık geliyor. Bizleri savunmaya geçerek statükoyu korumaya itiyor. Bunun sonucu olarak da edilgen bir hal almamıza neden oluyor. 

VUCA Dünyası “CESARET” istiyor. Konfor alanlarımız ise tek bir harf farkla bizleri “ESARET”e sürüklüyor.

Bu noktada şu soruları sormamız gerekiyor:

  • İnsanın doğası gerçekten VUCA Dünyası’na uymuyor mu?

  • Böyle bir dünyaya, doğamız gerçeklerini de göz önünde bulundurarak ayak uydurabilmemizin yolları nelerdir?

Gelecek ayki yazımızda bir vaka üzerinden bu sorulara hep beraber cevap arayacağız.

Sevgi & Saygıyla;

Emre Başkan

Kurucu

Azor Brand & People Solutions 

 

Bu makale 11.06.2018 tarihinde Harvard Business Review Türkiye'de yayımlanmıştır. Orijinal makale için tıklayabilirsiniz.