Kutunun Dışında Düşünmenin En Kolay Yolu

Kutunun Dışında Düşünmenin En Kolay Yolu

24/09/2018 | Azor Brand & People Solutions
Tahmini Okunma Süresi: | Kelime

Kutunun dışında düşünmek…

Aramızda bu kavramı duymayan olmadığını düşünüyorum. Şahsen ben, bu sözle lise döneminde tanıştım. Felsefe odaklı bir dersimiz vardı ve öğretmenim bana durmadan “kutunun dışında düşünmem” gerektiğini söylüyordu. Bunu takip eden üniversite sürecinde de hayal gücümüzü fitillemeye çalışan bazı akademisyenler sorunlara farklı bakış açıları ve çözümler sunabilmemiz için yine aynı söylemle bizleri motive ediyorlardı. Profesyonel hayata adım attığımda ise bu söz grubu artık hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmişti. Yeni problemlerle karşılaşıldığında yönetim “yeni” çözümler talep ediyordu. Ancak, şu da bir gerçek ki, ortaya koyulan çözümler daha önceki yöntemlerle fazlasıyla benzeşiyordu. İşte o an, o söz yine duvarlar arasında yankılanıyordu: “Biraz kutunun dışında düşünün arkadaşlar…”

Özellikle profesyonel hayatta bu gibi senaryolarla sıkça karşılaşıldığı büyük bir gerçek. Zira bu söylem herkesin anlamını bildiği; ancak, bir türlü gerçek anlamda somutlaştıramadığı bir kavram. Bu söz grubu sıkça dile getirilse de, söyleyen kişiye “bana o kutuyu tanımlar mısınız?” ya da “ söz konusu kutunun dışına çıkmam için bir yöntem önerir misiniz?” diye sorulduğunda genelde elle tutulur cevaplar alınamıyor. Yani; bu kavram güzel bir noktaya temas etse de, ayakları yere basan ve karşısındakini harekete geçirebilen bir özelliğe sahip değil.

Bunun en büyük nedenlerinden biri “kutunun dışında düşünme”nin bir “kavram” olması. İnsan beyni, duyularıyla deneyimleyebildiği nesneleri rahatlıkla algılayabilirken, soyut konularda zorlanıyor. Çünkü, elle tutulamayan, gözle görülemeyen bir şeyi zihninde canlandırması için somut bir nesneyi anlamlandırabilmeye göre çok daha fazla enerji harcıyor. Beynimiz için “somut” basit bir problemken, ”soyut” karmaşık bir probleme karşılık geliyor. Bu karmaşık organımız hemen her türlü problemi çözebilecek potansiyele sahipken, bilinçsizce de olsa genelde zordan kaçınma ve kolaya kaçma eğiliminde oluyor.

Bu noktada, “kutunun dışında düşünme” kavramının sizleri, liderlik ettiğiniz kişileri ve nihai karar vericileri harekete geçirebilecek hale gelmesi için bu metaforu olabildiğince somutlaştırmak istiyorum.

Kutu

Kutu, çok güçlü bir metafor. Fikirlerimizin belli sınırlar içerisinde sıkışıp kaldığını ve bir türlü sınırları oluşturan kenarları aşamadığımızı ortaya koyuyor. Gelin bunu biraz oyunlaştıralım. Fikirlerimizin bir top olduğunu varsayalım. Bir kutu içerisine hapsedilmiş bu topun amacı da kutunun dışına çıkmak olsun. Böyle bir oyun senaryosunda, top kenarlara çarptıkça tekrar kutunun içine doğru yol alıyor ve ister istemez başka bir kenara çarparak bu eylemi durmadan tekrarlıyor olacaktır. Bu noktada, topun kutunun dışına çıkabilmesi için yapabileceği tek şey bir kenarı ortadan kaldırmaktır. Bunu da muhtemelen, bir kenara belli sayıda çarparak oluşturduğu darbeler sonucunda o duvarı yıkarak gerçekleştirebilir.

İşte fikirlerimiz de böyledir. Bir kutunun sınırları içerisinde hapsolmuşlardır, kenarları ne kadar zorlarlarsa o kadar kolay onları ortadan kaldırabilir ve özgür kalabilirler. Ancak, şu da bir gerçek ki fikirler her kenarı zorlayamayabilir. O nedenle fikirler hangi kenarlara odaklanacağına karar vermelidir.

Kenarlar

Paul Rulkins bu noktada çok basit bir öneri getiriyor ve kenarlara isimler vermemizi söylüyor. Bu yöntem, “kutu” metaforunu somutlaştırma yolunda büyük kolaylık sağlıyor. Örneğin; yenilikçi bir proje için çalışıyorsanız kenarları görseldeki şekilde adlandırmak mümkün: 

Fikrimizi hayata geçirmemiz konusundaki bir engel konuyla ilgili hukuki alt yapı; ikincisi ise, teknolojik yeterliliklerimiz olsun. Üçüncü kenarımız, neredeyse her Türk firmasının ekonomik konjonktür nedeniyle yüz yüze olduğu bütçe sıkıntısını temsil etsin. İzninizle son kenarımıza da, verdiğimiz danışmanlıklarda sık sık karşımıza gelen bir soruyu koymak istiyorum: “Rakipler bunu daha önce denemediyse bir bildikleri olmasın?” anlayışı. 

Böyle bir senaryoda, aşmakta en fazla zorlanacağımız kenar “Kanunlar”ı temsil edendir. Hukuki unsurlar kontrolümüz dışında olduğundan bu sınırı ortadan kaldırmak çok da olası değil. O nedenle bu kenarı ortadan kaldırmaya çalışmak diğer seçenekleri göz önüne aldığımızda çok mantıklı gözükmüyor.

İkinci zihinsel sınırımız “teknoloji”yi irdelediğimizde bu kenarın birinci seçeneğimize göre daha kontrol edilebilir olduğunu görüyoruz. Elimizde yeni fikrimizi hayata geçirebileceğimiz teknoloji olmayabilir. Ancak, bunun üzerine çalışmak, bu kenarın üzerine gitmek eninde sonunda bu sınırı ortadan kaldırabilir. Eğer, siz bu kenarı hayatınızdan silmeye çalışırken “öyle bir teknoloji elimizde maalesef yok, o nedenle bu fikrinizi hayata geçirmek çok da gerçekçi değil” diyenler olursa; bu kişiler, daha önceden de bahsettiğimiz karmaşık problemle ilgilenmek yerine çözümü kolay basit problemlere odaklanmak istiyor demektir. Onların, konfor alanının dışına çıkmak yerine, alışkanlıklarına çapa attığı aşikârdır. Bu noktada daha önceden kaleme almış olduğumuz iki makalemizden de destek alarak onları ikna yollarını denemenizde fayda olacaktır. (Bknz. İş Dünyasının Konfor AlanıBeynimiz ve Konfor Alanı Psikolojisi)

Bütçelerde ise her ne kadar kontrolün elimizde olduğunu düşünebilsek de, VUCA Dünyası’nın gerçeklerini bir kez daha tecrübe ettiğimiz Ağustos ayı krizi ile birlikte bu kenara karşı da edilgenliğimiz arttığını görüyoruz. Birçok firmanın bütçe konusunda kısıtlamalara gittiği günümüzde, fikrinizi daha iyi ve alışılmadık şekilde hayata geçirmenin peşindeyken “böyle bir zamanda istediğimiz bütçeyi alamayabiliriz” derseniz, bu kenara çarpar ve kutunun içine geri dönersiniz. Firmanıza gerçek anlamda fayda sağlayabilecek yepyeni bir fikir için kaynak yaratılmasının bir şekilde mümkün olduğuna sizlerin de katılacağını düşünüyorum. Belki, projeniz için fonu kısa sürede topluca alamayabilirsiniz; ancak, takviminizi uzun bir zaman dilimine yayarsanız finansal yükü azaltabilir ve bütçe sınırını ortadan kaldırabilirsiniz. Kısaca, “bütçe” kenarını da silmemiz ve fikrimizin önünü açmamız mümkün.

Son kenarımız ise rakiplerin bu konuda bir adım atmadığı konusuydu. Normal şartlarda, yeni fikri geliştirirken hepimiz genel bir araştırma yaparız. “Benzer konu üzerine çalışmış başka bir firma var mı? Varsa nasıl sonuçlar almış? Biz daha fazla neleri geliştirebiliriz?” gibi sorulara cevaplar ararız. Bu çalışmada toplanan her veri bizi bekleyen süreçlerde büyük fayda sağlar. Ancak, bu soruların hiçbiri bir düşünce sınırı özelliğini taşımaz. Ne zaman ki, fikrinizi paylaştığınız kişilerden “Bu fikri daha önce düşünen olmamış. Rakiplerimiz de üzerine gitmemiş. Bir bildikleri olabilir ve bu yolda yatırım yapmamız risk almamız anlamına gelir mi sence?” gibi sorular gelir, işte o zaman önemli bir zihinsel sınırla karşı karşıyasınızdır demektir. Ve maalesef bu gibi düşünce tarzlarıyla da sık sık karşılaşıyoruz. Bu noktada yapmanız gereken, onlara sektör normları dahilinde hareket etmenizin firmanıza ekstra bir katkı sağlamayacağını göstermektir. Unutmayın; “norm” kelimesi “normal” sözcüğü ile aynı kökten gelir. Einstein’ın da dediği gibi aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek de pek mantıklı bir hareket değildir.

Kısacası…

Bu şekilde bir yöntemle ilerlemeniz durumunda, kavramların o karmaşık dünyasından çıkma ve “kutunun dışında düşünme” yolunda somut adımlar atma şansınızın arttığını görebilirsiniz. Bu metodun yalnızca sizi değil, hem liderlik ettiğiniz ekipleri hem de nihai kararları veren yöneticilerinizi harekete geçirebilecek bir yol olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Kutunun dışında düşünmenin, aynı zamanda konfor alanlarımız dışında düşünme anlamına geldiğini de unutmamak gerekir. İşte bu nedenle, bir sonraki makalemizde, aynı kavramı nörobilim ve konfor alanı psikolojisi açısından irdeleyerek bazı dikkat noktaları sunacağız. Bu şekilde, “kutunun dışında düşünerek” normlarla dolu güven alanlarımızdan nasıl çıkabileceğimizi ortaya koyacağız.

Sevgi & Saygıyla;

Emre Başkan

Kurucu

 

 

Bu makale 18.09.2018 tarihinde Harvard Business Review Türkiye'de yayımlanmıştır. Orijinal makale için tıklayabilirsiniz.